En kötü tarafı Nefes’in sanki hiçbir şey olmamış gibi davranmasıydı.
( Tamam, belki daha kötü kısımları vardı. Bir gün gökyüzünden mavi yerine yeşil yağması ve her şeyin değişmesi gibi. Ya da Beste’nin yağmura maruz kalmış olması.)
Her türlü Nefes’in davranışlarının çok mantıksız olduğu kesindi. Üzerinden saatler geçmiş olmasına rağmen nasıl hala konuyu açmamıştı? Evet, yaşananlar Beste’nin suçu değildi belki fakat kaza diyip geçilebilecek, üstü örtülebilecek bir durum değildi ki.
( “Nükleer santraldaki patlama bölgeyi derinden etkiledi. Bölgedeki sivillerden evlerinden çıkmamaları beklenmektedir. Uzmanlar bölgenin karantinaya alınıp alınmayacağı hakkında…)
(Akşam yedi sularında beklenen yağmurun asidik olacağı ve maruz kalanlarda ani ve şiddetli dürtüler yaratacağı ön görülmekte. Sivillerin yağmurdan kaçınması…)
(Beste uykuya dalana dek yatak odası boş viski şişeleriyle dolmuştu. Rüyasında gördüğü çığlıklar çarpık, hayvani ve gerçeküstü hastalıklı bir senfoni yaratıyordu. Istırap bir sanattı, lanetli ve dehşet vericiydi. Fırçası Beste’nin parmakları arasında dans ediyordu. İşin içinde sözle anlatılamaz bir haz vardı. Nefes ise sadece bir kuklaydı, yeterince acının dans ettirebildiği, renklere bürenmiş bir kukla.)
Soluk soluğa, kan ter içinde uyanmıştı, hiç uyanmamış olmayı dileten bir şeye hasret duyarak. Tekrar uyuması için gerekli alkol miktarı bulunmadığından kalkıp kendisine ve kardeşine kahvaltı hazırlamıştı. Suçluluk duygusu onu içten içe kemirirken Nefes’in sevdiği gibi o sağlıklı diyet içiceklerinden hazırlarken Nefes de masaya oturmuş, telefonunda gezinmeye başlamıştı. Sanki Beste şuan salatalıkları doğrarken kullandığı bıçağı sadece kırk sekiz saat önce Nefes’in derisini deşmek için kullanmıyormuş gibi. Beste’den nefret etmeye zahmet bile etmiyor gibi.
”Yarına bitiriceklermiş karantinayı.” Dedi Nefes, içiceğini yudumlarken.
“Sanmıyorum. Bu kadar hızlı bitmiş olamaz yağmurun etkisi. İnsanlar paniklemesin diye öyle söylüyorlardır.” Diye cevap verdi Beste, tersleyerek. Aslında karantinanın biticeğine inanmıyor değildi, Nefes’in araştırma yapmadan boş boş konuşmayacağını çok iyi biliyordu ama gergindi. Kavga etmek istiyordu.
Nefes suratını büzüştürdü. “Belki.” İçiceğinden bir yudum daha aldı. “Doğrusu ben böyle kapalı kalmaktan çok sıkıldım. Eve dönmek istiyorum. Yarın sabah görevlilere bir soralım, belki şansımız yaver gider de erken çıkarız.”
”Gerçekten mi Nefes? Bunu da mı yarım yamalak yapmak istiyorsun?” Beste’nin sorusuna Nefes’in nefesi kesildi. Kendini nefes almaya zorlarken boğazından sessiz bir hırıltı çıkıyordu. Beste bunu bir değişiklik sayabilmeyi dilerdi. Nefes’in gergin duruşunun yeni bir şey olmasını. Nefes’in ona boğazını parçalamak için üzerine atlamasını bekliyormuş gibi bakmasına çoktan alışmış olmamak isterdi.
”Evet haklısın, birkaç gün daha beklemekten zarar gelmez zaten.” Nefes kafasını salladı.
”Kahvaltıdan sonra bir bakarım, görevlileri boşu boşuna uğraştırmayalım.”
Nefes gene başını salladı. Son günlerde Beste ne dese o oluyor. Karşındaki kız kardeşi değil, başka biri olmalıydı. O hazırcevap, sarkastik kardeşi nereye gitmişti?
(Beste kardeşinin içinin daralmasına ve ona söyleyecek doğru sözü bulmak için çırpınmasına sebep olmayı bırakıp bırakmayacağını aynı şekilde onun bedenini ateşe verirse nasıl kokacağını merak ettiği gibi merak ediyordu. Bu da Beste değil, başka biri olmalıydı. Olamazdı. Beste’nin tek iyi olduğu şey kardeşini korumak değil miydi?)
(Bir yandan da beyninin çürümüş, iğrenç tarafı bunun çok adaletsiz olduğunu düşünüyordu. Nefes’i delik deşik etme şansını bulmuş, ama onun acısından zevk alması gerekirken bile ateşe vermemişti. Bunun kaçırılmış bir fırsat olmadığının farkındaydı. Ancak…)
”Tamam. Bir şey bulursan söylersin. Odama gidiyorum ben.” dedi Nefes. Beste sinirlendi çünkü kardeşi karşılık vermeliydi. Beste onun düşüncelerine değer vermediğinden üzülmeliydi. Aslında kardeşinin yapması gerekirken yapmadığı birçok şey vardı ve Beste bunların ne kadarının kendi suçu ne kadarının Beste onu koruyamadığı için ona zarar verenlerin suçu olduğunu bilmiyordu. Her türlü aynı kapıya çıkıyordu. Beste’nin küçük kardeşine işkence edebilmesi ve bunun ilişkilerinde hiçbir şey değiştirmemesi ne ifade ediyordu? Bu sürdürülemezdi.
Belki de Nefes için hiçbir şey değişmemişti. Belki de bugün onun için başka bir çarşambaydı. Belki de Beste’nin bu kadar berbat duruma düşmesi haz almış olmasıydı. Bilemiyordu. Bu onu daha da sinirlendiriyordu.
“Benle konuşmamak için bu kadar çaresizsin ha?” dedi Beste, gereksizce zalim bir şekilde.
Nefes dudaklarını büzüştürmüştü. “Beste, sen iyi misin?”
Değildi. Beste Nefes’in mutsuz hissetmesini istemişti ki Beste ile Beste’nin mutsuzluğu hakkında konuşsun. Sanki kanlar içinde kalan, nefesi titreyen, nabzı zayıf olan Beste’ymiş gibi. Üstelik tam olarak Beste’nin istediğini yapmış olmasına rağmen Beste kırıcı bir şeyler söylemek istiyordu.
”Gerçekten bu konu hakkında konuşmayacak mıyız?” diye sordu Beste. Ses tonu kırıcı veya sinirliden çok çaresizlik veriyordu. En azından Nefes Beste’nin ne hakkında konuştuğunu bilmiyormuş gibi davranmaya çalışmadı. Öyle olsa Beste bunu kaldıramazdı.
”İkimiz de gerçekte ne olduğunu biliyoruz, sorun yok.”
Beste hayretler içinde kalmıştı. “Sorun yok mu? Nefes senin neyin var?”
“Bak, özür dilerim tamam mı?”
”Özür-“ Beste kekeledi, “Sen niye özür dileyesin?”
Nefes donakaldı. “Sadece demek istedim ki…” Diye ekledi, söyleyeceği her neyse özür dilemiş olmasını mantıklı kılıyormuşcasına. Nefes Beste ile bir şekilde anlaşmaya çalışıyordu halbuki Beste’nin odaklanabildiği tek şey bugüne kadar kardeşinin kılına bile dokunmuş herkesi öldürmekti. Bu listeye kendisi de dahildi. “Sen kendinde değildin Beste.”
Beste ağzına kadar gelen kusmuğu geri yuttu. Mide asitinden boğazı yanıyordu.
”Öyleydim.” dedi Beste. Bununla nasıl yüzleşeceğini bilmiyordu. Yüzleşemezdi. Ancak Nefes’in gerçeği bilmesi lazımdı. Yağmur, sadece etkilemekle kalmayıp Beste’nin kimyasını değiştirmişti. Asitti Beste, zehir.
”Seni suçlamıyorum tamam mı? Kendi koruyucu yağmurluğunu bana verdin. Eğer korktuğun buysa seni yağmurun etkisinde kaldığın için yargılamıyorum.”
Hayır, diye düşündü Beste. Hayır, Nefes’in onu yargılamadığını zaten biliyordu. Sadece umutsuzca, çaresizce yargılamasını, nefret etmesini istiyordu.
”Benim kendi yağmurluğum yanımda olsaydı böyle bir duruma düşmezdik. Bu senin suçun değil. Sorun yok.” Nefes’in bunu bu kadar rahatça söylemesi çok komik değil miydi?
Beste, “Hemencecik yalvarmaya başladın.” dedi. Nefes işte buna tepki verdi, gözlerini kaçırarak. Bu utanç, Beste’nin hoşuna gitmişti. Kardeşini rahatsız edince kardeşinin ona karşı davranışlarının hiç değişmediğine kabul etmeye hazır değildi. Arkasına saklanacak bir sebep arıyordu.
”Korkmuştum.”diye itiraf etti Nefes, “Belki durursun sanmıştım.” ”Durmadın.” iması Beste’nin midesini bulandırıyordu.
”Eminim başkalarına da öyle yalvarmışsındır.” Kendine duyduğu nefrete o kadar kapılmıştı ki Nefes’in suratındaki ifadeyi fark etmemişti bile. Onda yarattığı duyguları düşünemiyordu bile. Nefes gergin duruyordu, bir kırbaç yarası gibi. Beste düzgün düşünemiyordu.
”Sen onlar değilsin.” dedi Nefes, dikkatlice. Beste kusmak üzereydi. Derisini yüzmek istiyordu. Nefes şu anda onu rahatlatmaya çalışıyor olmamalıydı. Neden karşılık vermiyordu?Niye kendini savunmuyordu?
“O yüzden mi bana karşı böylesin? Yeterince sert değilim, ha? Belki de yağmurun altında biraz daha kalmalıymışım.” Bunu neden söylediğinden emin değildi. Fakat kardeşinin yüzündeki acıyı görünce belki de bu yüzdendir diye düşündü. Nefes hiçbir şey demedi. Beste’nin dedikleri tamamen saçmalık olsa bile kendini savunmuyordu. Delilikti bu. Nefes anlamıyor muydu? Yağmur durmuştu ama aynı zamanda karşısında duruyordu.
Bir süre çıt çıkmadı. Sonra Nefes, “Ben…Ben ne…Ben ne yaptım? Bir şey mi yaptım? Nasıl düzeltebilirim?” diye sorunca ancak Beste kardeşini gerçekten gördü ve ona ne yaptığını anladı.
Ona yine zorluk çıkarıyordu, değil mi? SevgisHer şey bir anda netleşti. Sevgisi uzak değil, boğucu bir hal aldı. Nefes’in acısını hissedebiliyor ve bu asla baş edemeyeceği kadar canını yakıyordu. Suçluluk duygusu beynini yakıyor, kalbini sıkıştırıyordu. Ne söyleyebilirdi ki? Yaptığı onca şeyden sonra ne söyleyebilirdi?
”Hiçbir şey Nefesim.” dedi en sonunda. “Sen bir şey yapmadın. Özür dilerim.” Suçluluk hissi başını döndürüyordu. Nefes’in sorunlarına odaklandı ve yeni bir şeymiş gibi varsaydı.
”Özür dilemene gerek yok.” dedi Nefes. “Sorun yok değil mi?”
Beste kardeşine bakamıyordu bile. Kardeşi Beste’nin ona hala kızgın olup olmadığını soruyor çünkü Beste’nin ona zarar vermeye devam edip etmeyeceğini bilmek istiyordu. Beste zar zor “Yok, sıkıntı yok.” diyebildi. Boğazı düğümlenmişti. Dediklerine zerre gram inanmıyordu.
”İstersen şimdi sor görevlilere ne zaman bitiyor karantina diye. Bana da daral geldi beklemekten doğrusu.” dedi Beste, bu konuşmayı bitirmek için konuyu değiştiriyordu. Değiştirmemeliydi. Olanlar hakkında konuşmalıydılar. Beste içindeki zehirle yüzleşmenin bir yolunu bulmalıydı. Ancak bunu yapamıyordu.
Yapabileceği en iyi şey Nefes’i önemsemek ve elinden geldiğince böyle bir seçeneği olduğunda kendini bir çeşit koruyucu olduğuna inandırmak ve olmadığında da herhangi bir biçimde homeostazi yapabilecek biri sanmaktı.
Gerçekten öyle biri değildi.
(Bunlara rağmen biliyordu ki kardeşini hep korumaya çalışacaktı. Onun için kendini feda etmeye hazırdı. Nefes’i acının durması için yalvarırken söyledikleri şeyler hakkında kışkırtmayı düşündü.
Başarısız olsa bile.)