Saat akşam 19.30’a doğru geliyordu ve güneş hala batmamıştı. Arkadaşlarla evlerimizden gözüken, denizin yanındaki dağın tepesinden o etkileyici gün batımını izlemek için sözleşmiştik. Hepimiz sitedeki parkta yiyecek ve içeceklerimizi alıp buluşmuştuk. Sonra bir kaçımız sularımızın olmadığını söyleyince bisikleti olanlar 300 metre ilerideki markete 10 dakika içinde gidip geleceklerini söylediler. 3 yıl önce olsa kimin gittiği farketmezdi. Çünkü hepimizde bisiklet vardı. Vakit geçtikçe insan zamanında her gün yaptığı şeyin kıymetini daha iyi anlıyor. Bizde gidenleri beklerken sohbet edip, gülüp eğlenip, kahkahalara boğulurduk.
Herkes geldi. Bütün hazırlıkları tamamladık . Önce bir yokuş çıkıp kocaman telli bir kapıdan koyun gibi atladık. Kapıyı görünce özel mülk sandık ama sonra hayvanlar gelmesin diye yapmış olabilecekleri geldi aklımıza. Atlamakta zorlanmayanlar zorlananlara yardım etti ve arkada kimsenin kalmadığından emin olup yola devam ettik. Yürüdük…Bu sefer normal boyutta bir kapı vardı. Üstten kilidi vardı ama açmak için anahtara gerek yoktu. Dağın yarısına kadar yolda yürür gibi devam ettik. Susadık. O an gidenlerin kıymeti bilindi. Suları kızlara taşıtmayan erkek arkadaşlarımız pet şişeleri çantalarına attı ve devam ettik. Bir arkadaşımızın kocaman boynuna asabildiği bir hoparlörü o en önden gidiyordu bende hemen arkasındaydım. Daha önce ailesiyle çıktığını söylediği için en önden gidiyordu ve hepimiz şarkı söyleyerek onu takip ediyorduk. Ara sıra fotoğraflar, videolar çekiyorduk.
Dağın diğer yarısı asıl yolculuktu. Birden her yer çalı çırpı olmaya başladı ve kısa kısa ağaçların arasından eğilerek geçmeye başladık .Hepimiz bacağım çizildi, kolum çizildi diye bağırırken bazıları da bizim o halimize gülüyordu. Yaptığımız o tek sıradaki insanların ne kadar samimi, ömürlük arkadaş olduğunu bir kere daha o an düşündüm ve tırmanmaya devam ettik. Çalılar bitince taşlar başladı bu sefer çakıl taşları yerine büyük kayalara basmaya başladık. Kayma sesleri geliyordu sürekli bir yerlerden ve o ses geline en az 30 saniye durup sessiz sessiz bekliyorduk.
En sonunda en tepeye ulaştık ve teker teker doğrulduk. Gün batımının turuncuya kaçmış altın rengi ışıkları karşılıklı tepelerden Yunanistan’ı görebileceğiniz uçsuz bucaksız denizle aklımıza unutulmaz bir manzara bırakıyor. O 15 metreden atladığımız kayalıkları göremedik ama dağın diğer tarafına bakınca sahili gördük yarım ay gibi kalmıştı ortada. Sahildeki iki oteli gördük. Hepimiz “Aaa bak bizim ev !” diye diye birbirimize evlerimizi gösterdik. Hemen dağın altında aşıklar tepesini gördük ama bu kadar aşağıya baktığımız yetmişti. Sırada bu anları ölümsüzleştirmek vardı. Hepimiz en yakınıyla, sevgilisiyle, grupça fotoğraf çekinecektik. Poz vermeye çalışırken saçlarımıza o Ege rüzgarı vuruyordu, gün arkada batarken bizde farketmeden en güzel kareleri çekmişiz…