Dışarıdaki kuşların, sanki bayram şarkısı söyler gibi ötmesiyle birlikte uyanmıştım. Güneş düne göre daha farklı parlıyordu sanki, rüzgar daha sesli esiyor, ağaçlar daha gürdü. Kalbimde de bir şeyler farklıydı, daha hafifti, sanki bazı şeyleri söküp almışlar gibiydi. Öyleydi ama bu rahatlık veren türde bi hafiflik değildi, aksine o söküp aldıkları yer bir acıyla sızlıyordu. Yatağımdan kalktım, camdan dışarı bakınca bir arkadaşımı gördüm, çimlerin üzerinde oturuyordu. Gülümsemek istedim ya da elsallamak ama içimden hiçbiri gelmiyordu. Hiçbir şey hissetmiştim onu görünce, sanki bomboş biriydi. Odamdan çıkıp yürümeye başladım, bir yürüyüş yapmalıyım diye düşündüm, evet belki iyi gelirdi.
Dışarı çıktığımda yavru bir kedi gördüm, bizim apartmanın önünde duran, her gün sevip beslediğim kedi bi yabancıydı sanki. Hiç sevmemiş gibiydim onu. Yürümeye devam ettiğimde reklam panosundaki haberi gördüm: İnsanların bütün duygu bağları bir günlüğüne kopacak! Gözlerime inanamamıştım, böyle bir şey olmamalıydı, duygusuz insanlar neydi ki, bir hiç olurduk o zaman! Emin olmak için telefonuma baktığımda benzer haberler gördüm, nasıl olabilirdi böyle bir şey? İnsanların bir günlüğüne bile duygu bağları olmaması demek, kötülüğün yayılmasına eş değerdi. Yürümeye devam ettim, sokağın sonunda bir karı koca kavga ediyorlardı, bağıra çağıra. Böyle olurdu işte, birbirlerine karşı hiç duygu yükü hissetmeyenlerin sonu. Bir sokak daha ilerledim, burda ise iki arkadaş yan yana oturuyor-yüz ifadelerinden anlaşılacağı üzere kavga etmişler- hiç konuşmuyorlardı. Önlerinde ise ikiye bölünmüş bir oyuncak. Derin bir nefes aldım, canım çok sıkılmıştı, insanları bu halde görmek beni hiç iyi etkilememişti doğrusu. Belki deniz kıyısında yürüsem iyi gelirdi.
Dalgaların huzur verici sesi kulağıma dolmaya başladığında, iki su kaplumbağası gözüme ilişti karada. Belki benim hayal dünyamdaydı ama emindim, birbirlerine gülümsüyorlardı. İnsanların bu kadar duygusuz olduğu bu dünyada onlar ne de huzurlu diye geçirdim içimden, ne yazık bize!
Kıyı boyunca ilerlediğimde martıları gördüm, gür sesleriyle bağırıyorlardı, sanki neşeli neşeli bir oyun oynuyorlardı. Ağızlarında simit parçaları, gökyüzünü şenlendiriyorlardı resmen. İnsanlar da böyle olamaz mıydı? Biraz düşününce farketmiştim, bu şekilde davranmak, bu kadar duygusuz, mutsuz… Bugüne mahsus bir şey değildi aslında insanlar için, biz her gün böyleydik.
Umarım bir gün aksine dönerdi durum, mutlu olurduk kuşlar gibi, birbirimizi hep severdik…