İnsanlık, varoluşunun başından beri doğayla iç içe yaşamıştır. Başlangıçta doğanın bir parçası olarak hareket eden insan, zamanla kendini doğadan üstün görmeye başlamış ve onu kontrol altına almak istemiştir. Oysa doğa, her zaman insanı koruyan, ona hayat veren ve tüm ihtiyaçlarını karşılayan bir güçtür. İnsan, nehirlerinden su içmiş, ağaçlarının gölgesinde serinlemiş, toprağından beslenmiş ve havasını soluyarak yaşamını sürdürmüştür. Ancak zaman ilerledikçe doğayla olan bu güçlü bağ zayıflamış, yerine beton yapılar, dumanla kaplı gökyüzü ve kurumuş nehirler bırakılmıştır.
Sanayi devriminden bu yana insan, teknolojik ilerlemeleri doğayı göz ardı ederek gerçekleştirmiştir. Fabrikaların bacalarından çıkan zehirli dumanlar gökyüzünü griye boyamış, kimyasal atıklarla kirlenen nehirler balıkların yuvasını yok etmiş, betonlaşan şehirler doğanın nefes almasını engellemiştir. Ormanlar, yerlerini devasa binalara ve geniş yollar açmak için kesilmiş, tarım ilaçları ve plastik atıklar toprakları verimsiz hâle getirmiştir. İnsan bu süreçte her şeyi kontrol edebileceğini sanmış, fakat doğa onun hatalarını her fırsatta yüzüne vurmaya devam etmiştir.
Günümüzde doğa, insanı çeşitli şekillerde uyarmaktadır. Küresel ısınma nedeniyle mevsimler değişmiş, artık kışlar yeterince soğuk, yazlar ise dayanılmaz derecede sıcak olmaya başlamıştır. Kuraklık, su kaynaklarını tehdit ederken, orman yangınları nefes almamızı sağlayan yeşil alanları yok etmektedir. Seller, kasırgalar ve doğal afetler, doğanın dengesinin bozulduğunun en büyük kanıtıdır. Bütün bunlar doğanın bir intikamı değil, insanın kendi elleriyle yarattığı sonuçlardır. Çünkü doğa, insana karşı bir düşman değil, aksine onun var olmasını sağlayan bir dosttur. Ancak bu dostluk, insanın bilinçsizce yaptığı tahribatlarla giderek zayıflamaktadır.
Yine de her şey için çok geç değildir. Doğa, her zaman kendini yenileyebilme gücüne sahiptir, fakat bunun için insana ihtiyacı vardır. Küçük bir ağaç dikmek, suyu tasarruflu kullanmak, plastik yerine geri dönüştürülebilir malzemeler tercih etmek, enerji kaynaklarını verimli tüketmek gibi basit ama etkili adımlarla doğayla barışmak mümkündür. Eğer insan, doğayla uyum içinde yaşamayı başarırsa, gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya bırakabilir. Çünkü unutulmamalıdır ki, doğa olmadan insan da var olamaz. Ona zarar vermek, aslında insanın kendi geleceğini yok etmesi anlamına gelir. Bu yüzden doğaya kulak vermeli, onun verdiği mesajları görmezden gelmek yerine anlamalı ve bir an önce harekete geçmeliyiz. Ancak o zaman, kaybettiğimiz temiz gökyüzünü, berrak suları ve yemyeşil ormanları geri kazanabiliriz.