Çanakkale Cephesi

Saat yaklaşık gece dört. Beş, altı saatten fazla uyumamışızdır. Başımdaki komutan bana bağırıyordu: “Hadi! Paşa oğlu musun sen? Diğerleri canını ortaya koyarken sen burada uyuyorsun!” Hemen ayağa fırladım ve “Evet komutanım!” diye bağırdım esas duruşta. Bir dakika içerisinde hazırdım: “Hazırım, komutanım.

Burası Çanakkale’ydi. Burada yapılacak tek bir hata bile, İtilaf blokunun Çanakkale ve İstanbul boğazlarını geçerek Çarlık Rusya’nın yıkılmasına engel olması, İstanbul’u alıp Osmanlı’nın savaştan çekilmesi ve dolayısıyla devletin bitmesi anlamına geliyordu. Evet, belki İtilaf Devletleri güçlüydü ancak bize vatan uğruna canımızı feda etmek, ağustos sıcağında soğuk su içmekten daha tatlı geliyordu. Üzerimizde büyük bir baskı vardı, ama heyecanlıydım da.
Şimdi tepedeyiz. Toplar, mermiler etrafımızda uçuşuyor. Siperlerdeki yerlerimizi aldık ve hücum borusunu bekliyorduk. Önde komutanımız düşünceli duruyordu çünkü neredeyse bütün cephanemiz tükenmişti. Ayağımıza bağladığımız bez parçalarıyla duruyorduk. Derken bir emir geldi “Süngü tak!” ve komutanımız bir şey daha söyledi. İşte bunlar, Mustafa Kemal’in o ünlü sözleriydi:
“Ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum! Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimizi başka kuvvetler ve başka komutanlar alabilir.”
O an anladım ki Mustafa Kemal ileride büyük bir lider olacaktı.

(Visited 2 times, 1 visits today)