Bir Bulutun Hayali

Sabahın ilk ışıkları camdan içeri süzülüyordu. Küçük çocuk, yatağında doğrulup odasının camına yöneldi. Ellerini pencerenin soğuk camına koydu ve yukarı, gökyüzüne baktı. Bulutlar, bembeyaz yorganlar gibi gökyüzünde süzülüyordu. Gözlerini ovuşturduktan sonra onları daha dikkatli izlemeye başladı. Bulutların şekilleri her saniye değişiyor, sanki bir ressamın fırçasından çıkan resimler gibi durmadan yeniden oluşuyorlardı. Çocuk bu görüntüye hayran kalmıştı.

“Ne kadar güzel!” diye mırıldandı. Bir süre düşündü. Aklına bir soru takılmıştı: “Acaba bir bulut olmak nasıl bir şeydir?” Bu düşünceyi o kadar yoğun hayal etti ki bir anda kendini gökyüzünde buldu. Hafifti, adeta hiçbir ağırlığı yokmuş gibiydi. Rüzgâr nazikçe onu ileriye doğru sürüklüyordu. Mavi gökyüzü onun evi olmuştu artık. Aşağıdaki dünya bir harita gibi görünüyordu. Küçük kasabalar, kıvrımlı yollar, devasa dağlar ve masmavi denizler… Her şeyin üzerinden geçerken kendini tamamen özgür hissediyordu. Bir süre sonra dağların zirvesine dokundu. Soğuk ama güzel bir his vardı. Vadiye doğru süzüldü, geniş ovalar ve ormanlar gördü. Rüzgâr onu bir o yana bir bu yana savuruyordu. Her yerde başka bir manzara vardı. İnsanlar dikkatini çekiyordu. Bazıları bulutlara hayranlıkla bakıyor, kimileri ise başlarını eğmiş düşüncelerine dalmıştı. Kimileri mutluydu, kahkahalarla gülüyor, kimileri ise kederli gözlerle yürüyordu. Bulut insanların hislerini anlamaya çalışırken, yolculuğu onu bir köyün üzerine getirdi. Köy, kupkuruydu. Toprak çatlamış, ekinler susuzluktan kurumuştu. İnsanların yüzünde umutsuzluk okunuyordu. Çocuklar bitkin halde dolaşıyor, yaşlılar ise endişeyle ufka bakıyordu. Bulut bu manzara karşısında çok üzüldü. İçinde bir arzu doğdu: “Keşke yağmur olabilsem ve onlara yardım edebilsem.” O anda dileği gerçekleşti. Ağırlaştı ve gökyüzünden yere süzülen damlalara dönüştü. Yağmur damlaları kurumuş toprakla buluştuğunda, kökler hızla bu suyu emdi. Toprak yeniden canlanmaya başlamıştı. İnsanlar gökyüzüne bakıp ellerini şükürle kaldırdılar. Çocuklar sevinçle bağırıp yağmur altında neşeyle dans etmeye başladılar. Bulut olmanın ne kadar değerli olduğunu o an anladı. Yağmur yalnızca toprağı değil, insanların umutlarını da beslemişti. Ancak bu mutluluk uzun sürmedi. Rüzgâr onu yeniden alıp başka diyarlara götürdü. Şimdi büyük bir şehrin üzerindeydi. Gökyüzü gri, binalar devasa ve sokaklar kalabalıktı. İnsanlar aceleyle yürüyordu. Arabalar korna çalıyor, herkes bir yere yetişmeye çalışıyordu. Kimse yukarı bakmıyordu. “Eğer bir bulut olmasaydım,” diye düşündü, “beni fark ederler miydi?”

Ama yılmadı. Şehirde bir değişiklik yapmak istiyordu. Kendini toparladı ve aniden bir sağanak yağmur bıraktı. Yağmurla birlikte şehirdeki hareketlilik bir anda durdu. İnsanlar başlarını kaldırıp gökyüzüne baktı. Şemsiyelerini açanlar, yağmurdan kaçmaya çalışanlar, kahkahalar atan çocuklar… Hepsi bir anlığına hayatın karmaşasını unuttu. Çocuklar sokağın ortasında oynarken, yetişkinler bile kısa bir an durup yağmuru hissettiler. Bulut bunu gördüğünde içini huzur kapladı. “Gökyüzünde süzülmek güzel,” diye düşündü, “ama hayata dokunmak çok daha anlamlı.” Rüzgâr onu alıp başka diyarlara taşırken, ardında bir gülümseme ve huzur bıraktı.

(Visited 9.944 times, 1 visits today)