Dokuz yaşımdayken babam bir sal alacağını söylemişti. O gece heyecandan uyuyamadım. Sabah gözlerimi açar açmaz hemen dışarı koştum. Babam, salın üstünde beni bekliyordu. Büyük bir heyecanla sala bindik ve birlikte denize açıldık. Babam bana balık tutmayı ve kürek çekmeyi öğretti.
Eve dönerken beklenmedik bir şey oldu. Sal su almaya başladı. Panik içinde kovayla suyu boşaltmaya çalışıyordum. Ancak acele ederken elim babama çarptı ve dengesini kaybedip suya düştü. Babamı kurtarmaya çalıştım, onu sudan çekmeye uğraştım ama başaramadım. O an hayatımın en acı kaybını yaşadım.
Bu olaydan beş yıl sonra, bir başka trajediyle sarsıldım. Annem, bir akşam yemek pişirirken ateşe düştü ve hayatını kaybetti. İki büyük kaybın acısıyla büyüdüm.
19 yaşına geldiğimde, dünya büyük bir değişim geçirdi. Küresel felaketler nedeniyle dünya sular altında kalmıştı. Artık insanlar her yere yüzerek ya da teknelerle, sandallarla gitmek zorundaydı.
Yıllar geçti, hayatımı yeniden kurmaya çalıştım. Bir oğlum oldu ve ona “Çınar” adını verdim. Çınar dokuz yaşına geldiğinde babamın bana öğrettiği gibi ona da balık tutmayı ve kürek çekmeyi öğrettim. Babamdan kalan eski sal bizim için bu anılara bir köprü olmuştu.
Çınar on beş yaşına geldiğinde arkadaşlarında gördüğü gibi bir tekne ya da yat istedi. Onu mutlu etmek için bir yıl boyunca çalıştım ve sonunda ona bir yat aldım. Bir gün birlikte, ödülü iki bin lira olan bir yarışa katıldık. Yarışta ikinci sıradaydık ve birinci olmaya çok yakındık. Ancak bir başka tekne bize çarptı. Çınar’a ve bana bir şey olmasından korktum, hemen motoru daha fazla güçlendirdim.
Yat hızla ilerledi ve farkına bile varmadan yarışı birinci bitirdik. Kazandığımız ödülü almak için bizi sahneye çağırdıklarında mikrofonu elime alıp şunları söyledim:
“Her zorluk beni daha güçlü kılıyor, düşsem de kalkmayı ve devam etmeyi asla unutmayacağım.”